8 Temmuz 2007 Pazar

Google - Skype Rekabeti

İnternet arama motoru devi Google şirketi, merkezi California'da bulunan internet telefon servisi şirketi GrandCentral Communications'i satın aldı.

GrandCentral 2005 yılında Yahoo'ya satılan Dialpad Communications'da yöneticilik yapan Craig Walker ve Vincent Paquet tarafından kurulmuştu.
2006 yılında faaliyetlerine başlayan firma, ev, iş ve cep telefonlarını tek bir telefon numarası altında birleştiriyor ve tüm hatlara gelen ses mesajlarına da internet ya da telefon yoluyla ulaşımı sağlıyor.

Google'ın bünyesine kattığı bu yeni şirket sayesinde geliştireceği servis ağıyla Skype ve benzeri VOIP servisi veren şirketlerle rekabete başlayacağı tahmin ediliyor. GrandCentral servisinden yararlanan kullanıcılar, Google ile yapılan bu yeni antlaşmadan zarar görmeyecekler ve aynı şekilde hizmet almaya devam edecekler.

Google, geçtiğimiz yıl YouTube'u 1,65 milyar, DoubleClick'i ise 3,1 milyar dolara satın almıştı. GrandCentral ile yapılan antlaşmanın ayrıntıları ise açıklanmadı.

6 Temmuz 2007 Cuma

Haydin GO.... ?!?!..,

Uzun zaman oldu tatil yapmayalı, özlemişmiyim yoksa unutmuşmuyum karışık duygularla gittim geçen pazar Silivri' ye.Yanımda neler almam gerektiğini dahi unutmuşum.Onu alıyor yok vazgeçiyor diğeri bir diğeri derken uzun bir zaman kaybettim.Bu zaman yapmaya çalışacağım 3-4 günlük bir tatil için oldukça büyük bir zaman kaybıydı.İşte şort,havlu,tişört derken en yakın dostlarım olan kitaplarımı da almadan olmazdı ama hangi birini :) .Yakın zamanda aldığım ama piyasada uzunca bir geçmişi olan Kemal Tahir' in Gangsterler Kraliçesi adlı kitabını aldım yanıma öncelikle.Buna ilaveten son dönemlerde ( Metal Fırtına adlı kitaptan sonra ) moda olan Türkiye ve diğer ülkeler üzerine kehanetler içeren bir diğer kitap olan Kırmızı Melek- Sadık İlhan- ' i de yanıma aldıktan sonra herşey tamamdı benim için.Otogardan ilgili otobüse binerek tatilimi başlatıyordum artık.Mavi Yelken'de inerek uzunca bir zamanın yaşatmış olduğu geçici hafıza kaybımla beraber ufak bir zaman kaybına neden oldu dayımın yazlığını bulmam.Yeşil Kent sitesine gidecektim ama etrafta bu siteyi simgeleyen ya da isminin yazılı olduğu bir tabela vb. işaretler göremeyince telaş içinde " selamun aleykum dayı yeşil kent sitesi ne taraftaydı ?" diye pala bıyıklı irice bir dayıya sordum sanki hiç sormamışım ve duymamışcasına "görmüyormusun, okuman yazman yokmu" diyerek arkamdaki,üste sitenin girişini belli etmeye çalışan yeşil arka fon üzerine yeşil ile yazılmış Yeşil Kent yazısı.Harika bir başlangıçtı uzunca bir aradan sonra gelmiş olduğum bu şimdiden ilginç olacağını belli eden siteye girişim.Adı üstünde sitenin ismi yeşil kent ama ismiyle örtüşmeyen bir ortam içerisi.Eve geldiğimde uzunca bir merasim ve nerde kaldılardan sonra uzunca bir zaman kaybettiğimi farkettim.Herşeye rağmen birokşey beni bekleyebilirdi belki bekletiyordum da ( deniz, kumsal,kızlar,yosun,parktaki salıncak,gece beni ısırmak için uygun zaman kollayan sivrisinekler...)
Şimdi siz diyeceksiniz herşey tamam da bu haydin go meselesi nedir? haydin go(?) ne demek?Yaşlı kurt eniştemi alarak indik sahile yaklaşık saat 21.00 civarıydı.Haliyle yazlık kent olduğundan gençler ve bunların biraz altındaki yaş grubundan olan hareketli insancıkların olması yadırganamazdı.Sahile usulca iniyorduk ki bununla karşılaştım ( haydin go). Sevimli bir kız çocuğu parkın önündeki bisiklet garajından bisikletini aldıktan sonra arkasındaki arkadaşlarına dönerek ne derse beğenirsiniz ya da ne diyebilir diye mi sorsam :) " Haydin go " dedi ve arkadaşları da peşinden hızla araçlarına binerek peşi sıra yola koyuldular.20 saniye kadar kala kaldım.Bizim bildiğimiz ve söylemlerimizde alışılan gelen " haydi kızlar, beni takip edin,beni kim yakalayacak, en arka gelen götü boklu.., gibi telaffuzlarımız şimdi Haydin Go olmuş :( .İşin ilginç tarafı ben kala kalırken haydin go diyen kızın arkadaşlarının, kızın ne demek istediğini anlamaları :). Güzel Türkçemiz yabancılardan arındırılmaya çalışılırken yabanlaşmamız çok vahim.Benim bu yazdıklarımın anlaşılabilmesi için de benim "Haydin see you" demem gerekir sanırım :(

VÜCUDUMUZUN SU İSTEMESİNİN 46 BAHANESİ ;)

İranlı hekim Batmanghelidj'e göre tüm hastalıkların esası vücudun susuz kalmasından kaynaklanıyor. Batmanghelidj vücudun 46 nedenle su istediğini söylüyor.
Suyun her zaman yararlı olduğunu biliyorduk da, şimdi onun, niçin doğanın en basit, en etkili, en güvenli ve en "yan etkisiz" mucizevi ilacı olduğunu öğrenmek zamanı. Yeni ve sağlıklı bir yaşama başlamak, şu an ellerinizin arasında tutacağınız bir bardak suda.
Çünkü hayatımızın en vazgeçilmez ama bilinçli olarak, öneminin asla farkına varamadığımız birincil ögesi: Su!.. Su / Hasta Değil Susuzsunuz adlı kitapta konuyla ilgili oldukça orijinal ve dikkate alınması gereken tespitler var...
Yalnızca canımız istediği zaman su içeriz. Öte yandan, Ay'ın milimetrik birtakım hareketlerinin dünyamızdaki suyu etkilediğini, böylelikle denizlerin yükseldiğini ve alçaldığını coğrafya kitaplarından da biliriz.
Durum böyleyken, yani insan evladı da bu dünyanın malzemesinden oluştuğuna göre, vücudumuzdaki su seviyelerinin ne âlemde olduğunu aklımıza bile getirmeyiz. İçinde bulunduğumuz toplumun yeme içme alışkanlıklarının bir eseri olarak, edindiğimiz su içme alışkanlığı bütün hayatımıza egemen olur, örneğin acılı bir yemeğin üzerine iki bardak su içmek rahatlatır, yazın sıcaklarda canımız hep su ister, vesaire.
Oysa İranlı hekim Batmanghelidj, Su / Hasta Değil Susuzsunuz adlı kitabında hiç de böyle düşünmüyor. Tüm hastalıkların biricik nedeninin, vücudun susuz kalması olgusuna dayandığını öne sürüyor. Bu öne sürüşünü "binlerce su deneyimi" ile de açıkça ortaya koyuyor.
Dr. Batmanghelidj, suyun bilumum hastalıklara iyi geldiğini, insanı iyileştirdiğini "tesadüfen" hapishanede öğrenmiş. Peki, bir hekimin, eğer cezaevi doktoru değilse orada işi nedir? Doktorumuz bir suçlu! Suçu, Şah döneminde rejim karşıtı devrimci örgüt Halkın Mücahitleri'ne yardım ve yataklık yapmak. Mollalar iktidara geldikten sonra da doğal olarak tutuklanıyor ve İran'ın en ünlü işkencehanesi Evin Hapishanesi'ne atılıyor.
Malum, bilenler biler (!) hapishaneler yeme-içme, sindirim-boşaltım koşulları açısından bir insanın, özgürlüğüne kavuştuktan sonra bile hayatının sonuna kadar kendini toparlayamayacağı, cezalandırma mekânlarıdır.
Hal böyle olunca, alabildiğine maddi ve manevi işkence gören ve doğru dürüst beslenemeyen insanların ilk başına gelen midelerinin iflas etmesidir.
Bir gün koğuşta, hapisliklerden birisi inanılmaz mide sancılarıyla kıvranmaya başlayınca, doktorumuz gayri ihtiyarı olaya müdahale ediyor ve adamcağıza iki bardak su içiriveriyor. Çok geçmeden sancıların dindiğini gözlemliyor. Bu olay, Dr. Batmanghelidj'in, suyun hastalıkların tedavisinde ne denli bir etkisi olduğunu ilk keşfettiği an oluyor. Bundan sonra su çalışmalarını yoğunlaştıran yazarımız, 2,5 yıl içerisinde Evin'in tezgahından geçen yaklaşık 2 bin tutuklu ve hükümlüyü birer iyileştiriyor, yalnızca suyla.
Derken, 2,5 yıl kadar sonra tahliye zamanı geldiğinde, hapishane müdürüne ricada bulunuyor, "lütfen beni 1 yıl daha burada tutun, zira araştırmalarımın en önemli evresine girmiş bulunmaktayım ve bu kadar çok hastayı dünyanın hiçbir yerinde, bu koşullarda bulamam."
Böylece, yazarımız 1 yıl daha "gönüllü hapislik" hayatını sürdürüyor, sonra da doğru Amerika'ya. Araştırma ve çalışmaları yıllarca sürüyor ve nihayet bu kitap ortaya çıkıyor.
Yazarımız, önsözünde şu anlamlı cümleleri kullanıyor: "Bu kitapta okuyacaklarınız yeni bilgilerdir ve bunlar fizyoloji bilimine yeni açıklamalar getirmektedir. Burada sözü edilen fizyoloji, ilaç üreticilerinin kullandıkları bilim değil, vücuttaki canlı dokularla organların doğal çalışmalarını tanımlayan bilim dalıdır. Bu kitap, bazı önemli sağlık sorunlarıyla bu sorunlarının nedenlerinden ve doğal yöntemlerle tedavilerinden söz etmektedir. Bir sağlık sorununun nedeni ve tedavisi açığa çıktığında, hiç kimsenin anlayamadığı tıbbi terimlere gerek kalmaz. Burada okuyacaklarınız kapsamlı bir klinik ve bilimsel araştırmaya dayanmaktadır.
Bu kitaptaki bilgilerini derleyebilmek için, 1950'de Londra'daki St. Mary Üniversite Hastanesi Tıp Fakültesi'nde başlayan tıp eğitimimden sonra 22 yıldan fazla araştırma yaptım, çalıştım ve yazdım.
"Bu kitapta, birçok ciddi hastalığın tedavi nedeni olan kronik gizli dehidrasyonun (susuzluğun) fizyolojik etkisi ve metabolik komplikasyonlarından söz edeceğim. Bugün, bunun çağdaş tıbbın en büyük gelişmesi olduğunu inananlar var."
Çağımızın bazı sağlık sorunlarından söz eden bu basit sunum, bütün dünyada bilim ve mantığa dayalı tıbba geçiş için bir rehber olacaktır. Elinizdeki kitap, toplumun ivedi çözüm isteyen sorunları için yazılmıştır. Özellikle 15 milyon astımlı çocuğun ailesinin bu hastalığın nedenini ve çocukların yaşamlarını kurtarabilecek basit ve ucuz tedavi yöntemini öğrenmesi çok önemlidir."
Yazara göre vücudumuz tam 46 nedenle suya ihtiyaç duyuyor.
1- Hiçbir şey susuz yaşayamaz.
2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.
3- Su temel enerji kaynağıdır, vücudun "nakit akımıdır."
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.
7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
8- Bütün besinlerin, vitmin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.
10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.
11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
16- Omurgadaki diskleri "şok emici su yastıkları" na dönüştürür.
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
28- Uykuyu düzenler.
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Kara verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.
45- Yaşılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.

Bu kitabı ilk okuduğundan bu yana artık "bol sulu bir yaşam süren" kitap editörü de ısrarla bu kitabı tavsiye etmektedir: Çünkü, vücudunuzu, yıllardır, bir "atık ilaç deposu" haline getirmekten bir an evvel kurtarmanız gerekiyor...

TEBRİKLER, MICHAEL SAUSER

Geçen gün sevdiğim bir dostumdan mail aldım Tebrikler, Michael Sauser başlığıyla.Maili açtığımda mailin nerde saklı olduğunu görene kadar biraz zaman kaybetsem de hotmail' in gereksiz olduğunu düşündüğüm birçok anlamsız yazılarından sonra mailime ulaştım.Kocaman bir Türk Bayrağının hemen altında baş gösteren dostumuzun ( birazdan anlatıcaklarımdan sonra eminim sizin de dostluğunuzu ve sevginizi kazanacaktır ) resmi ve ismi.Nasıl bir alaka olabilirdi ki.Gelelim mailin içeriğine ve neden tebrik edildiğine.
Almanya' nın ünlü televizyon program sunucusunun sunduğu " Bahse Var mısın" televizyon yarışmasına katılan Sauser , 188 ülkenin Ulusal Marşlarını notalarıyla beraber okuyabileceğini iddaa eder.Yarışma konseyi tarafından bahsi değer görülür ve konsey 5 ülkenin Ulusal Marşlarını söylemesini kararlaştırı.Peki bu ülkeler hangileriydi : Çin , Mısır, Tayland, Bosna Hersek ve Türkiye.Bahse girilir ve Sauser ilk dört ülkenin Ulusal Marşlarını başarıyla seslendirir.Konsey bu dört ülkenin Ulusal Marşlarını söylemesinin bahis için yeterli olacağını ve yarışmayı kazandığını açıklamasına rağmen Sauser bahiste bulunan Türkiye Ulusal marşını da okumak istediğini söyler.Kararında ısrarcı olduğunu da belirtir.Kısa bir tereddütten sonra yayıncı ve yapımcılar Sauser' in isteğini kabul eder.Yalnız Sauser Türk Ulusal Marşını seslendirmeden önce salondaki bulunanlara kısa bir açıklama ve istekte bulunur : " Türk Ulusal Marşı ayakta dinlernir, kalmanızı rica ediyorum " Bütün yarışmacı ve seyirciler kısa bir şaşkınlıktan sonra ayağa kalkarlar ve Saygıdeğer Sauser Türk Ulusal Marşını seslendirerek bahsini kapatır.
Evet bunları okuduktan sonra neden başta dostumuz dediğimi ve ve diyeceğimin en büyük kanıtıdır bu herhalde.Okuduktan ve buraya aktarımıma devam ederken dahi heyecanlanıyor ve onur duyuyorum.Nasıl bir yarışmadır ki bahisteki 4 ülkenin Ulusal Marşını okuduktan sonra bahsi kazandığını belirtiyor, nasıl bir yarışmacıdır ki Türk Ulusal Marşını okumakta ısrarcı olabiliyor ve herkesi ayakta dinlemeye davet ediyor.Sonsuz saygı ve sevgilerimle kendisini birkez daha kutluyor, teşekkürlerimi ve teşekkürleriniz bir borç biliyorum.
TEBRİKLER MICHAEL SAUSER, TEŞEKKÜRLER MICHAEL SAUSER.

30 Haziran 2007 Cumartesi

Önlisans Öğrencilerinin Sıkıntıları

Yeni önlisans öğrencisi olarak yakınlarımda hissedebiliyorum bu sıkıntının varlığını.Seramikle 2005 yılında tınıştığımızda onun hakkında pek fazla bir bilgim yoktu, sanırım onun da :) . Meslek lisesi çıkışlı olmadığımdan tanışmamız biraz zahmetli olsada sanırım birbirimizi oldukça iyi anladık.
2007 mayıs ayında mezun oldum ve sıkıntıların beklediği iş sektörüne atılmadan önce dikey geçis sınavına gireceğimi hatırlayarak çalışmalara başladım geçte olsa.Peki bu sınavda bir seramik öğrencisi nereleri tercih edebilirdi: Seramik mühendisliği, Seramik öğretmenliği, Seramik ve Cam, Güzel sanatlar fakültesi seramik..Tercih etme kısmı en kolay kısım bu sıkıntıların arasında.Sonrası mı? Tam olarak nitelendirilemiyor aslında benim açımdan.Sözel ve Sayısal bölümlerinden oluşan sınavda 80' er soru bulunmakta.Mühendislik için en az 73-80 arası netler çıkarmak gerekiyor.Zor mu kişilere göre değişir elbet ama zor.Kolay gibi görünen zor bir sınav bizleri bekliyor.İstediğin netleri yaptın ama okuldan gelen diploma notuna göre puan yeterli değil ve sıkıntılar denizinde batmaktasın.Maalesef bu sınav bizi ya batırıcak ya da karayı görmemize yardımcı olacak.Umarım biz karayı gören taraftan oluruz.Göremezsek ne olur? Gördüğümüzü anlatırız iş sahiplerine.Belki önlisans mezunu olabiliriz ama bir mühendis gibi iş görebilir ( ki bunda iddiaalıyım-iddialı olmalıyız) kolaylık sağlayabilecek fikirler sunabileceğimizi hissettirmeliyiz.Asıl sorunlarımızın başında aslında yeterli ilgiyi görmemek gelse de inanıyorum ki görmemiz gereken ilgiyi ( sadece seramik için değil bütün sektörler için) yine bizler sağlayacağımızdan bu Blog' umuz bir hareket noktamız olur ve olması gerekeni oldurmak üzere bu oluşumu oluştururuz. ;)

Cizgisiz Dosyalarım

Başlangıçlar herzaman olağandan sıyrılmalıdır kendini belli etmelidir, adı üstünde başlangıç.Blog? hakkında fazla bir bilgim olmamasına rağmen bu işin altına girdim sormuş olduğum; senin neden bir blog? un yok? sorusuna mantıklı bir cevap bulamayınca oturdum bilgisayar başına ve araştırmaya başladım google da.Sonrası malum Blogger de bir başlangıç yapmaya çalışırken buldum kendimi.Amaç,sıradan bir blog değil de herkesin katılımını sağlayabileceğim cizgisiz dosyalar oluşturmak.Kendimce makaleler oluşturmaya çalışacağım kimi zaman güncel kimi zaman ise gün aşırı.Amaçlarımın önemli kısmını,fark edilmek değil de fark yaratmak oluşturduğu için şimdiden heyecenlandım yapabilirmiyiz diye.Neden olmasın ki ;) bekleyin, takip edin ve görün ;)